Devlet ve Adalet Üzerine
Devletleri biz iki şekilde tasnif edebiliriz, ilki adil devletler ikinicisi ise tiranlıklardır. Bu bağlamda adil olmayan devletleri tiranlık ve adil olan devletleri ise halkına karşı sorumluluk bilincine sahip olan yani çıkardığı yasalar ile halkına belli başlı şeyler kazandırmayı amaçlayan olarak anlamlandırabiliriz dahası halka kazandırılmak istenen şeyin ne olduğunu ve yasaların ise bu ilke (gayesel ilke) bağlamında çıkarılması gerektiği veya ölçüt olarak onun tercih edilmesi gerektiği sonucu karşımıza çıkmaktadır. Bu ilgili ilkenin keşfi bize devletler tasnifimizi de net bir şekilde sunacaktır. Nitekim bu ilkenin aksi tiranlık ilke ile uyumluluk ise adalettir.
Telolojik görüş çerçevesinde ilkesiz olan haricindeki herşeyin bir gaye çerçevesinde hareket ettiği veya ona yönelme istenci taşıdığı söylenebilirse devlet kavramına da bu anlamda kendi varlığının amacı olan bir şeye sahip olduğu ve bunu elde ettiği ölçüde iyi yani adil olan devlet olduğunu söyleyebildiğimiz gibi aksi durumda yani bu amacına uygun davranmadığı duruma tiranlık diyebiliriz. Halkına karşı sorumlu yani çıkardığı yasalar ile halkını total-huzur/genel-mutluluk/eudaimonia denilen duruma yöneltmesi halinde o adil olanı yerine getirmiş sayılacak ve kendi varoluş amacını da yerine getirecektir. Ancak devletin amacı için bizim dediğimizden başka amaçlar da söylenebilirdi. Ancak bu konu siyasetin altında değil de onun temelinde olan ahlak veya etik alanında tartışılması gereken bir şeydir. Ancak biz yine de genel bir çerçeve sunalım.
İnsanlık telosu dediğimiz şey, insanın kendini gerçekleştirmesi veya daha net bir ifade ile insanlık tanımına uygun bir hayat sürmesidir ve dolayısıyla insanlık anlamı da hayvansal yönünden aldığı sempati yetisine sahip olduğundan ve devlet dediğimiz olduğunun kendilerini düzenli bir şekilde yöneten insanlar anlamlandırdığımız için karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: Öncelikle sempati dediğimiz şeyin insanlık anlamının hayvansal yönüne bağlı bir özellik olduğunu hatırlayalım. Bu özellik veya yeti, İnsanı kendi telosuna yöneltmesi açısından diğer özellikleriyle de aynıdır. Evet bir erdem değil ancak yemek yeme özelliğinde olduğu gibi salt bir özellik formundadır. Ancak akıldan çıkan ölçülülük erdeminin kendisiyle sentezi sonucu ortaya çıkan Ölçülü-sempati bir erdem olacaktır. Ve devleti yönetme çabası içinde olan kişilerin kendi genel-mutluluklarına ancak erdemli bir yaşam ile ulaşacaklarını bildikleri için - bilmiyor da olabilirler ancak düzgün bir üslub ile öğretilebilir, ve başka insanları genel-mutluluğa ulaştırmadan duyulan mutluluk ve tatmin duygusu uğruna onları bu duruma yöneltecek yasalar çıkartacaklar. İşte duyulan o mutluluk ve tatmin duygusunun duyulma sebebi bu sempati yeteneği ve onun erdem formudur. Ancak anlaşılmalıdır ki bu bir toplumun oluşumuna dair bir nasıllık değil aksine oluşmuş olan bir toplumu yöneten yöneticilerin niçin erdemli kararlar vermeleri gerektiğine dair bir açıklamadır.
Biz nasıl ki insan için erdemi kendi fonksiyonlarını en iyi biçimde uygulama hali veya halleri diye anlıyorsak adil olmayı veya adalet dediğimiz şeyi de devlet için aynı şekilde anlamalıyız. Bu anlayış ile devletin adil olan yasalar çıkarması kendisini adaletli yapacağı gibi bunun dersi de kendisi adaletsiz yapacaktır. Bu da bizi yazının başındaki tasnife götürecektir. Adaletsiz devlet nedir sorusuna cevap verilebilmesi için öncellikle adil olan devletin ne olduğunu anlattık buna cevaben de adil olmayı devletin logosuna, ilgili logosu da halkına erdemli bir hayat yaşattırmak veya halkını genel-mutluluğa ulaştırmak olarak anlamıştık. Bu sıralamamızın nedenini de ahlak ile ilgili olan yazımıza bağlayarak yazımızı şimdiye kadar büyük oranda yazmış bulunmaktayız. Şimdi geriye kalan tek şey adil olanın halka hangi formlarda yansıyacağını konuşmak ve tikellere intikal etmektir.
Öncellikle adil olmayı biz iki şekilkde veya sınıfta görmekteyiz. Bunlar dağıtıcı adalet ve düzeltici adalettir. İlki devletin kaynakları, hakları ve zenginlikleri nasıl paylaşacağına yönelik olan bir alan iken ikincisi bizim bugün anladığımız tarzıyla yargıya tekabül etmektedir. Bilindiği gibi erdemli olmak her ne kadar insanın kendisini gerçekleştirmesi olsada bu sadece insanlık anlamının bir yönüne yönelik bir gerçekleştirme değil aksine her ikisine yönelik bir gerçekleştirmedir, yani hem akılsal yöne hem de hayvansal yöne ölçülü ve nizamî bir şekilde yaklaşmak ve gerçekleştirmektir. Bunun nedeni de insanın akılsal yönünden yani akıldan aldığı düzenlilik ilkesinden gelmektedir. Adaletin erdem ile anıldığı ve erdemin de ölçülülük ilkesiyle anıldığı göz önüne alınarak adalet veya adil olanın bu iki sınıfına da ölçülülük ilkesi çerçevesinde yaklaşılacağı ve bu ölçülülük ilkesinin en çok dağıtıcı adalette kendisine yer alacağı anlaşılacaktır. Dağıtıcı adalet bağlamında devlet zenginlikleri, hakları ve kaynakları sınıflar içinde eşit paylaşırken sınıflar arasında sınıfların ihtiyaçlarına uygun ölçüde dağıtacaktır. Düzeltici adalet ise taraflara karşı eşit mesafede durarak uzlaştırmaya veya cezalandırmaya çalışacaktır.
Dağıtıcı Adalet açısından devlet kaynakları ve hakları dağıtırken insanların erdemli bir hayat yaşamalarına olanak sağlayacak şekilde bu kaynak ve hakları dağıtmalıdır. Yani kişi yaşamını idame ettirecek kadar yiyeceğe sahip değil, barınacak durumda değilse onun bu temel ihtiyaçları karşılanacak ve onun iş bulabileceği yasal düzenlemeler yapılacak yani haklar sağlanacaktır. Kişiye kendi içinde bulunduğu sınıf göz önünde bulundurularak eşit imkanlar ve kaynaklar sağlanmalıdır. Çünkü ölçülü bir hayatta kalma istenci bir erdemdir ve devletin amacı halkına erdemli hayat sağlamaktır. Düzeltici adalet bağlamında da devlet suçluları veya erdemsiz olanları erdemli topluma kazandıramıyorsa bu toplumdan uzaklaştıracak adımlar atmalıdır, çünkü bu bireyler toplumda çoğunluğa ulaşırsa devletin asli amacı tehlikeye düşecektir.