İnsan Eylemlerinin Nihayi Amacı veya Ahlak Üzerine
Her eylem gayesel ilke uğruna yapılmaktadır. Bu gayesel ilke ise iki çeşittir; ana Gaye ve ana gaye uğruna istenilen araçsal gaye -bu ikili yapı mevcut olanın taksimi için elzem olup yazımızın devamında da bu lafzlar kullanılacaktır. Bu bağlam içinde eylemlerimiz bu ana gayeye yaklaştığı veya ana gaye uğruna istenilen araçsal gayeye ulaştığı ölçüde iyidir. İyilik kavramı bu bağlamda bizi ana gayemize yaklaştıran şeylerin bütününe verilen bir addır. Bunları her ne kadar insanî merkeze oturtarak aktardıysak da tüm eşyaların/şeylerin kendi doğalarından gelen ana gayelerinin varlığı ve ona uygun olanlara iyi denilmesi de buna dahildir.
İnsanlık için düşünülmeye devam edilirse bizim ahlak dediğimiz şeyin temelleri ortaya çıkmış olacaktır. Tanrı hariç her şey de olduğu gibi insanlık ailesinde de ana-gaye olarak kodladığımız şeyler mevcuttur. Bu ana-gaye bizim için mutluluktur ve bu bütüncül anlamda insanın hayatına yönelik huzur durumunu veya kısaca iyi hissiyat anlamındadır. Bu bizim nihayi olan gayemiz olması hasebiyle elzemdir. Mevcud olan veya olacak tüm eylemlerimiz bu mutluluğu elde etmeye yöneliktir. Ancak bu zorunlu istenç kişinin ilgili eylemi eylemesi sonucunda mutluluğa ulaştığını bildiği ancak gerçekte uyuşmadığı zamanlar da mevcuttur. Daha sonraki yazılarda tartışacağımız iyi olanın sonuça mı yoksa niyete mi bağlı olduğu sorununa bağlıdır. Ana mevzumuza dönersek bu ana-gaye uğruna istenilecek araçsal gayelerin kendisi iki kısma ayrılmaktadır. İlki zorunlu olanlar bunlara erdemler denilmektedir. Zorunlu denilmesinin nedeni insanın kendi doğasına yönelik iki temel erdemden çıkarıldıkları içindir. İkinciler için isteğe bağlı olan araçsal nedenler denilebilmektedir. Örnek olarak kişi kendisini elde etmesiyle ana-gayeye ulaşacağını düşündüğü bu tür araçsalları seçme hürriyetine sahiptir. Ancak ilk türdekilerin seçilmesi gibi bir durum yoktur. Onlar ya vardır ya yoktur, varsa iyi yoksa kötüdür. Bu ikincil araçsal gayelere örnek olarak kişinin doktor olmayı seçmesi, filancayı yapmayı kendisine misyon etmiş olmayı seçebilir. Bunlar kişinin kendisine yöneliktir. Kişi bunları kendi ikincilli olarak tayin eder ve ulaşamaz ise bu durumda kötü bir yaşam sürmüş olmaktadır.
Tüm bunlardan erdemler üzerine ilerlemenin bu yazının ana gayesini teşgil eden Ahlak için elzem olan olduğu bellidir. Çünkü söylendiği gibi insanlık anlamına sahip olan her şey bu erdemlerin boyunduruğu altındadır. Erdemlerden bahsederken iki ana erdemden bahsedildi. Bunların çıktığı noktayı anlamamız gereklidir. İnsan diğer şeylerde olduğu gibi kendi doğasından gelen şeylere uygun yaşadığı ölçüde iyi bir ömre sahiptir denir. Bu masalık tanımına uygun olan masaya iyi masa, kalemlik idealine uygun olanın iyi kalem olarak ancak olmayanın ise kötü olarak adlandırılması gibidir. İnsan da insanlık tanımına uygun yaşadığı ölçüde iyi bir yaşam sürmüş olacaktır. İnsanlık anlamındaki özsel-nitelik ve yakın cins olan "Düşünen Hayvan" tam tanımındaki iki temelin üzerine inşa edilenler erdemdir. İki temel erdemin ve üstlerine bina edilenlerin erdemler olması şerh edilmeye muhtaçtır. Düşünen kelimesinden maksadın akıl olduğu ve aklın da düzenlilik kavramını da içerdiği açıktır. Hayvanlık ise hem toplumsallığı -insanın insan ile olan ilişkisi, çocukları ile olan ilişkisi, anne-baba ile olan ilişki vb, hem de yaşamın devamlılığına yönelik atıftır. Bu bağlamda diğer erdemler bu iki temelin cem edilmesiyle zuhur etmektedir. Örneğin yaşamın devamlılığı için yemek yiyen kişinin az yemişlik ile oburluk arasındaki ölçülü-yemişliğin erdem olarak nitelendirilmesi verilebilmektedir. İnsanlara yönelik umursamazlık ile yapışmışlığın arasındaki ölçülü ilişki de bir erdemdir. Erdemlerin ölçülü olmasının nedeni ve hangi uçların arasında olması iyice anlaşılması ümidiyle.
Not: Bu metin, yoğun olarak Aristoteles'in Etik ve Aquinas'ın Doğal Etik kuramlarından etkilenilmiştir.