2 Aralık 20253 dk okuma

Yaratılış Kitabı ve İki Yaratılış

Yahudiler ve Hristiyanlarca -kanon kitapları farklı olsa da, ortak kabul edilen eski ahit yani Tanah'ın ilk beş kitabı veya töre kitapları(Tora) olarak adlandırılan ve Musa'ya izafe edilen kitapların ilki olan Tekvin, genel anlamıyla yahudi ulusunun bir önsel hikayesidir. Onların Mısır'a nasıl geldiklerini, niçin orada olduklarını, kökenlerini, misyonlarını anlatan bu kitap bunu yapabilmek için öncellikle İnsanlığın ve İnsanlık için de dünyanın yaratılışını konu edinmektedir. Tekvin kitabının başında dünyanın yaratılışı ve insanın yaratılışı anlatıldıktan sonra tufan öyküsü, İbrahim ve onun soyunun öyküsü ve misyonu anlatılmaktadır. Bazı araştırmacılar bu kitabın birden fazla yazar veya teolojik görüş çerçevesinde yıllar içinde yazılıp, toplandığını aktarmıştır. Bu araştırmacılar hem kitabı kendi içinde kritik edip pasajları kendi gayesine göre tasnif ediyor yani sıfırlandırıyor ve aynı gayelere sahip pasajlara tek bir yazar veya yazarlar topluluğu adı izafe ediyorlar.(Dan McClellan ve New Oxford Annonted Bible - Genesis Introduction)

Bizim burada üzerinde duracağımız şey Tekvin kitabının en başında yer alan iki farklı yaratılış öyküsü ve onların arkasında duran teolojik grupların amaçlarıdır. Tekvin kitabının ilk yaratılış öyküsünün çerçevesi şöyledir: Başlangıçta Tanrı; yeri ve cenneti, Işığın ve Gökkubenin var olmasını sözü aracılığıyla var ediyor, Dünyada bitkilerin ve hayvanların dolaşmasını buyuruyor ve bu buyruk ile onları yaratıyor ve Tanrı insanları kadın ve erkek olarak kendi formunda yaratıyor. 

İlk yaratılış öyküsünde Tanrı var olan şeyleri kendi kelamı vasıtasıyla yaratmış oluyor. Bu aslında ilk yaratılış öyküsünün daha yeni olduğuna bir delalet olabilir çünkü ikinci yaratılış öyküsünde aslında bir yaratılış değil ancak bir form kazandırma, bir biçimlendirme söz konusu. İleride değineceğimiz gibi Tanrı ikinci yaratılışta, insanları veya diğer var olanları yaratmıyor onlara form kazandırıyor. Daha yeni çünkü eski dünya görüşlerinde dünya edebi bir yer gibi görülür ve yaratıcı gibi bir kavrama pek sık rastlanmaz. Bunun nedeni de insanların yoktan çıkan bir şey görüşüne veya konseptine olan yabancılığıdır. Bunun delil için eski dinlerin yapısı incelenebilir. 

İkinci yaratılışta ise ilk yaratılış hikayesinden farklı olarak Tanrı; insanı veya var olanları yaratmıyor ancak var olan materyalleri bir araya getirip ona şekil kazandırıyor, ve ilk yaratılış öyküsünden farklı olarak insanları bir arada değil de ilk önce erkeği ardından da erkeği ilke olarak alıp kadını şekillendiriyor. Tanrı bu ikinci yaratılışta bir yoktan var edici değil ancak var olan öğeleri düzenleyici, onlara şekil kazandırıcı veya ayırıcı bir neden gibi tasvir edilmiş. Bu antik dünya tanrı tahayülüne çok benzeyen bir anlatıdır. Bu iki yaratılış arasındaki bir başka farklılık ise bitkiler ve ağaçların var olma öyküsünden gelmektedir. İlk yaratılış öyküsünde Tanrı ikinci günde yeryüzünde fidan, ot, bitki ve ağaçları yaratıyor. Ancak İkinci yaratılışta onların var olmasını sağlayacak öğelerin yokluğundan dolayı onların da olmadığına dikkat çekiyor. Bu sebepsel öğeler yağmur ve İnsanın yokluğuydu. Ancak ilk yaratılışa göre insanlar ancak beşinci günde yaratılıyor, ancak ne hikmet ise ilk yaratılışta insansız da bitkiler, otlar ve ağaçlar var olabilirken ikinci yaratılışsa ise bu bitkiler, otlar ve ağaçların olmama sebebi insanlar ve yağmura bağlanıyor. Yağmur veya toprağı islatan öğe ise ilk yaratılışta bitkilerin oluşum sebebi olarak zikredilmemesinin yanında hiçbir şekilde zikredilmiyor. 

Sonuç itibariyle Tanrı ilk hikaye bağlamında; var edici, buyruk verici, dışsal nedenlere boyun eğmeksizin eyleyici iken ikinci yaratılış bağlamında ise ancak form verici, düzenleyici ve dışsal nedenlere boyun eğecek şekilde tasvir edilmiştir. İlk öykü yazarlarının ikincisine göre sonradan ortaya çıkıp kendi teolojilerine uygun bir öykü tasarlamaları normaldir. İlk grubun daha yeni olması ise onların görüşlerinden hareketle vardığımız bir kanaatir. Onları görüşleri genel çerçevesiyle günümüz bakış açısına ve Tanrı anlayışına daha yakındır. Onlar yaratıcı ve mutlak bir güce en yakın tanrı anlayışına sahiptir. Ancak ilk yaratılış öyküsü ve onun taraftarları ise daha antik bir bakış açısına sahiplerdir. Çünkü temsil edilen Tanrı yaratmıyor, dışsal bir nedene boyun eğiyor, o nedeni varetmek için zaten var olan ögeleri bir araya getirip şekil kazandırıyor vs. Bu antik zamanlardan kalmış ve o zamanlarda genel kabul gören yoktan hiçbir şey çıkmaz anlayışını temel alan bir bakış açısıdır. Tüm bunlara dayanarak bu iki öykünün bir birinden farklı teolojik gayelere sahip gruplarca yazıldığını ve öyle yada böyle bir mesaj taşıdığını ve bu özgün mesajın kendilerinin yazıldığı dönem ve yazarları çerçevesinde anlaşılması gerektiği açıktır.